title |
kocaman gözlerim var. bazen dişlerimin agzıma sığmadığını düşünüyorum. http://twitter.com/caglakececii http://www.formspring.me/caglacim |
Aciz varlıklarız.
Düşünsenize aradan milyonlarca yıl geçti ve hala insanız.
Başka bir varlığa dönüşemedik, mağaradan çıkamadık, ayağa hiç kalkamadık.
Binlerce yıl önce keşfedilmiş “mükemmel form”ları kullanıyor, üzerine bir yenisini ekleyemiyoruz.
Hem yeteneksiz, hem hayalgücünden yoksunuz.
Tabak aynı tabak, kaşık aynı kaşık, masa aynı masa…
*
Hisler dünyası da böyle.
Korku, öfke, mutluluk, üzüntü gibi dört temel duygunun yanında utanma, küçük görme ve hayret etmek de çok sık yaşadığımız ve tanımlı duygular arasında.
Dedim ya hem yeteneksiz hem hayalgücünden yoksunuz diye.
Milyonlarca yıldır aynı tanımlı duygularla hayatımızı sürdürmeye çalışıyor, meselelerimizi çözeriz zannediyoruz.
Belki de iki kalp arasındaki sıkışıklık en çok da buradan çıkıyor.
*
Bazen kalakalmıyor muyuz?
Mutluluk, öfke ve mesela korku aynı anda bedeninin içinde dolaşmıyor mu?
Bu duygular kokteylinde boğulurken, ya sen anlaşılamamaktan şikayet ediyorsun, ya da seni anlamamaktan şikayet edip duruyorlar.
Ya sen çekilip, çekip gidiyorsun ya da seni hayatın ortasında öylece bırakıp gidiyorlar.
Gitsinler, o başka.
*
Descartes diyor ki, başkaları bizim duygularımızı paylaşmadığında bu onların düşman ya da kötü niyetli olduğu anlamına gelmez.
Haklı da.
Duyguları derecelendiriyor ve hayvanların bu duygu derecelerinde ilk aşamadan öteye taşınmadıklarını söylüyor.
Oysa zaten onları hakerete geçirmek için duygu derecelerinin ilk kademesi yeterlidir.
Ve fakat biz, yeteneksiz ve hayalgücünden yoksun insanlar için durum biraz daha farklı.
Biz harekete geçmek için birçok yöntem deniyoruz.
Bunlardan biri duyguları baskınlık sırasına göre dizmek ve onları sırayla yaşanır boyuta getirmek ve sonra harekete geçmek.
Bir diğer yöntem de, en baskın duyguyu ciddiye alıp, geri kalanı görmezden gelip buna göre bir hareket planı oluşturmak.
Çünkü duygular, ruh ile bedeni buluşturduğu an fark edilir hale gelir.
Yani korku varsa, beraberinde saklanma da vardır.
Mutluluk varsa beraberinde açığa çıkma da vardır.
Duygu kelimesi yani “emotion”’un latince kökeni de tam bu noktayı işaret eder: “emovere” yani dışa doğru hareket.
Yani hareket olmadan duygu tamamlanamıyor.
Durmak ya da geri adım atmak da buna dahil.
*
İşin içine bir de “ben” “ego” girince, çık çıkabilirsen…
Şimdi ben desem ki, bu duygu durumları, sadece kendi içinizde değil, karşınıza çıkan insanlara göre de fazlasıyla değişken.
Birkaç temel özelliğiniz dışında, yeni bir insanda siz de yeni birisiniz.
“O hiç böyle değildi”, “Sen asla bunu yapmazdın” gibi sözler lafügüzaf, gereksiz.
Buğu var yüzlerimizde, hohlayıp silmek lazım.
Silip bir bakmak,
ister yara olsun,
ister gelincikler açsın,
bakmak lazım.
Herkes kendi duygusunun adını koysun, onu yaşasın.
Ve ahh,
karşısındakinin his dünyasını bildiği üç beş kelimeyle, öğrendiği tanımlarla açıklamaya çalışmasın.
Ya da hep dediğim gibi,
tercih edilmiş yalnızlık iyidir!
Bedia Ceylan Güzelce